“Beyoğlu rehberi.”

Muhtemelen Taksim Meydanı’na otobüsle geleceksiniz, ve meydanda ki duraklarda ineceksiniz.

Ayağınızı bastığınız ilk yerin birkaç metre altında, birbirine karışmış onlarca insan kemiğini, sevgilinizle beraber kolkola düşlemek pek hoş olmayabilir.

Ama düşleseniz iyi olur, çünkü burası eskiden büyük bir mezarlıkmış, büyük olduğu içinde Büyük Mezarlık denirmiş zaten.

Şimdi etrafınıza şöyle bir bakın.
Taksim denilen o koca meydanın ölümle içiçe olan silüetini görebildiniz mi?

İstiklal Caddesi gibi hayat dolu bir mekana ölümle başlamak belki çok tuhaf.

Ama hayat bu işte.
Kocaman bir tezat.
Biraz kafanızı kaldırın.
Göğe doğru bakın,

Görkemli bir kubbesi olan, büyük bir kilise göreceksiniz.
Bu kilise yanına gitmeden, içine girmeden sadece olduğunuz yerden bile çok şeyler söyler. Adı, kubbesi ve kubbesinin altında ki pencerelerin sayıları şifrelenmiş gibidir.
Eğer bu kilisenin şifrelerini merak ediyorsanız buraya bakın:
http://www.biristanbulhayali.com/kutsal-uclu

Biraz yürüyün şimdi.

İstiklal Caddesi’nin girişinde sağda çeşmeye benzer altıgen bir yapı göreceksiniz.
Taksim Meydanı’na adını veren yapı bu işte.
Buradaki su deposunda bulunan suları civar semtlere taksim eden yani dağıtan yapı bu. Şimdi bunun romantizmle ne alakası var diyorsanız, var efendim hemde çok.
Yapının üzerine bakın iki küçük kuş yuvası göreceksiniz.
Şöyle biraz bakın ağzını anasına açmış, yem bekleyen yavrular göreceksiniz. “aaa ne kadar da sevimli” deyip bir detayı yakalamanın sevinciyle, sevgilinize şirin gözükmeniz elinizde.
Hele bir de yeniyseniz,şirin görünmeniz özellikle tavsiye edilir.
Hatta bu yuvalara bakarak demokrat bir reklam bile yapmak mümkün. Çünkü bu yuvalarda ki henüz uçamayan yavrular, polislerin demokratik haklarını savunmak için gösteri yapan eylemcileri dağıtmak için, sıktıkları biber gazlarından çokça zehirlenip ölmüşlerdir.

Hemen ilerde de sağ da tek katlı bir yapıdan oluşan Fransız Kültür Merkezi var.
Vakt-i zamanında Veba hastanesi olarak yapılmış, dolayısıyla vebayla ve ölümle karışık bir geçmişi var. Detayı şurada: Kara ölümün hastanesi
http://www.biristanbulhayali.com/kara-olumun-hastanesi

Neyse yolumuza devam edelim.
Yol boyunca sağlı sollu çokça tarihi apartman,pasaj,elçilik binaları göreceksiniz.
Ama biz bu kadar detaya girmeyeceğiz.
Çünkü burda tarih bitmez.
İçine girdininiz mi,ç ıkmanız biraz zor. Bizi ilgilendiren sadece özel olanlar.
Bu arada daha gezinizin başındayken naçizane bir önerim olacak.
Yürürken ağzınızı tatlandırmak için, bir İstiklal Caddesi çikolatası olan Zambo’dan bir paket alın. Ve içinde ki bütün fındıkları çatırdata çatırdata yiyin. Çünkü bu tat , gezinizi daha keyifli kılacaktır. Ayrıca,burda ki herşey gibi yediğiniz çikolatanında güzel bir hikayesi var: Zambo
http://www.biristanbulhayali.com/bir-beyoglu-cukulatasi-zambo

Zambo’nuzu da aldıktan sonra az ilerde benim favori apartmanımla karşılacaksınız:
Ragıp Paşa Apartmanı. Ragıp Paşa çok ehlikeyf bir paşa.
Abdülhamit’in has adamlarındandır.
Eğer geziyi bir barda noktalandıracaksanız,kesinlikle Ragıp Paşa’yı ihmal etmeyin derim.
Çünkü bu topraklarda ki ilk rakı fabrikasının kurucusudur kendisi.
Apartmanın ikinci katında M&N kafe bulunuyor.
Kesinlikle içeri girin derim.
Bir kahve söyleyin şöyle filtreli tarafından.
Biraz paşa üzerine konuşun.
Ama biz Ragıp Paşa üzerine bişey bilmiyoruz, nasıl konuşacağız diyorsanız.
Ben bişeyler söyleyebilirim.
Çünkü çok severim ben Ragıp Paşa’yı.
http://www.biristanbulhayali.com/ruhun-sad-olsun-ragip-pasa

Biraz daha yürüdüğünüzde Ağa Camii’yi göreceksiniz.
Bu cami İstiklal Caddesi’nin tek müslüman yapısıdır.
Ve biraz da trajik bir tarihi vardır.
Meraklısına duyrulur. Mimar Sinan’ın İstiklal Caddesine değen bir eli var.
http://www.biristanbulhayali.com/koca-sinanin-istiklal-caddesine-degen-mutevazi-eli

Ağa Camii’nin Hemen yanında da Rumeli Han var.
Bu zarif hanın sahibide Ragıp Paşa.
Şimdi, İstiklal’de gezerken Ragıp Paşa üzerine söylenen bir Beyoğlu dedikodusunu anmadan geçmek olmaz.
Malum kızlar severler böyle dedikoduları. “aaa öyle mi. Ne kadar da ilginçmiş” diyeceğine kalıbımı basabilirim.
http://www.biristanbulhayali.com/uc-koca-pasaj-gucunde-bir-beyoglu-dedikodusu

Biraz ilerde Türk Sinemasından hatırladığımız Yeşilçam Sokak’la köşe yapan yerde Serkldoryan var ya da namı diğer Emek Pasajı.
İstiklal Caddesinin ilk gece kulübü burası.
Ve kesinlikle en debdebelisi en ihtişamlısı.
1918 ve sonrasında işgalci İngiliz ve Fransız askerlerinin bir numaralı eğlence mekanı.
Haliyle fahişeleri de İstanbul’un en pahalı fahişeleri.
Aynı zamanda en güzelleri tabi.
Neyse, sen bu işin fahişe kısmını sevgiline söylemesen güzel olur.
Dıştan başla biraz.
“Bir baksana” de mesela, “binanın duvarında ki rölyefler ne kadar güzel”.
Hele iki melek arasından sırıtan bir şeytan figürü var, gerçekten görmeye değer.
Yaptıran adamda İstanbul’un en zengin adamı.
Şanına yakışır bişey yaptırmış.
Kim mi? Abraham Eremyan ve Serkldoryan
http://www.biristanbulhayali.com/istiklalde-tarihin-sirittigi-gorkemli-bir-bina

Ve biraz ilerde İstiklal’in çiçek gibi pasajı karşılıyor sizi: Çiçek Pasajı.
Çiçek gibi tarihi var bu pasajın.
Bunun haricinde bişey yazmayacağım bu pasaj için.
Burdan kendin bak: Çiçek satan Rus çiçeklerinin pasajı
http://www.biristanbulhayali.com/cicek-satan-rus-cicekleri

Bu arada, Çiçek Pasajı’nın ordan güzel bir çiçek almayı ihmal etme.
Aslında çiçeği heryerden alabilirsin de, Çiçek Pasajı’nın ordan alman hani senin için daha iyi. Yanından geçip gittiğin mekanın hakkını ver yani.
Ve geldik Galatasaray Meydanı’na.
Meydana adını veren lisenin kapısı gerçekten büyüleyici.
Galatasaray, bir semt olan Galata’nın sırtlarında kurulan Saray anlamına geliyor.
İsimin hikayesinin hafif detayı için şuraya bak istersen:
http://www.biristanbulhayali.com/galata-sarayi

Meydanda çelik borulardan oluşan güzel de bir heykel var.
Bu heykel Beyoğlu’nun onlarca simgesinden biri. Cumhuriyet’in 50. yılı için yapılmış, ama bunu aşan daha derin anlamı var.
İşte sanat bu dedirten bir hikayesi var:
Karmaşaya meydan okuyan sade bir heykel
http://www.biristanbulhayali.com/karmasanin-merkezinde-bir-sadelik

Galatasaray Meydanı aynı zaman da İstiklal Caddesi’nin tam ortasıdır.
Gezinizin yarısını bitirdiniz yani.
Kaldı diğer yarısı.
Dinlenmek için biraz bekleyin.
Biraz ilerde Markiz Pastanesi var orda dinlenir birşeyler içersiniz.
Biraz yürüyünce oldukça şık ve heybetli bir apartmanla karşılaşacaksınız. Apartmanı Mısırlılar yaptırdığı için apartmanın adı Mısır Apartmanı.
İçi ayrı dışı ayrı bir apartmandır.
Dışı batıdır, içi doğudur Mısır Apartmanı’nın. Nasıl mı?
Şöyle:
http://www.biristanbulhayali.com/ici-ayri-disi-ayri-bir-apartman-misir-apartmani

Mısır Apartmanı’nın bitişiğinde ise büyük bir kilise göreceksiniz.
Girişin her daim serbest olduğu bir kilise Sent Antuan.
Aynı zamanda İstanbul’un en büyük kilisesi.
Normal de üç yılda bitmesi gerekiyormuş ama nerdeyse on yılda bitmiş.
Neden mi?
http://www.biristanbulhayali.com/sent-antuan

Sent Antuan’ın tam karşısında ise Elhamra Han’ı var. Elhamra, İstiklal Caddesi’nin buram buram doğu kokan tek yapısı. Ve kilisenin tam karşısında olması da tesadüf değil. Mimari bir protesto o.
http://www.biristanbulhayali.com/istiklalde-dev-protesto-elhamra

Ve günün bombası.
Ona bir süpriz yapın.
Kim sevgilisine erkek resmi hediye eder ki demeyin, bir erkek resmi hediye edin mesela. Ve resmini hediye ettiğiniz adamın yakışıklılığını övün mesela.
Çünkü bu adam övgüyü hakeden bir adam. Bu adam o gezdiğiniz Beyoğlu’na adını veren adam, yani beyin oğlu.
Gayri meşru bir evllikten doğup ta Osmanlı cellatlarının elinde can veren trajik bir hayatı var.
Yaşadığı konağı Tomtom Sokağında.
Beyoğlu adının ardında trajik bir tarih var yani.
http://www.biristanbulhayali.com/pera-baglarinda-gayrimesru-bir-cocuk

Biraz ileride farkedilmesi güç bir kilise var. Bir Fransisken kilisesi Santa Maria. Caddenin aşağısında. Ancak 20-30 merdiven inerek girebiliyorsunuz. Bu yüzden de pek farkedilmiyor. Bu kiliseye 5 dakika da olsa kesinlikle uğrayın derim. Çünkü içi çok güzel. Ve bu güzelliğe eşlik eden güzel bir hikayesi var.
http://www.biristanbulhayali.com/bir-fransisken-kilisesi-santa-maria

Şimdi dinlenme vakti.
Artık fayans panolarıyla ünlü Markiz Pastanesine girebilirsiniz. Karnınız acıktıysa fast-food bişeyler de var. Çayınızı kahvenizi içebilir,bir güzel dinlenebilirsiniz. Bazı mekanların kaderi vardır. Tıpkı bu pastane gibi. Sanki bu mekan ünlü ve aristokrat olmak için yaratılmış, Ama artık, Halkın Markiz’i.
http://www.biristanbulhayali.com/halkin-markizi

Ve geliyoruz,ülkemizin ilk modaevine.
Mesela onun kadar güzel kadınların bir zamanlar sırf bu binanın önünden geçebilmek için süslenip püslendiklerini vitrinlerine bakıp daldıklarını çünkü bu binanın ülkemizin ilk modaevi olduğunu söyleyebilirsin.
Prim de yapar.
Benden söylemesi.
Aha da detayı, biraz çalış.. İlk modaevi, Botter Apartmanı.
http://www.biristanbulhayali.com/islamcidan-hediye-bir-modaevi

Ve geliyoruz İstiklal’in en tombul en aykırı yapısına.
Rusların,ajanların ve sanatın yurdu Narmanlı ‘ya.
http://www.biristanbulhayali.com/ruslarinajanlarin-ve-sanatin-yurdunarmanli

Biraz ilerde de dünyanın ilk metrolarından Tünel ve meydanı var.
Bu metro yapılırken, zamanın çok ama çok akıllı şeyhülislamı fetva bile vermiş,
“…binmeyin, caiz değüldür” demiş..
Elin adamı ise metroyu yapmak için didinmiş durmuş.
Mücadele etmiş.
Bu ibretlik hikayenin detayı şu linkte:
http://www.biristanbulhayali.com/tunelde-carpisan-iki-akil

Ve geziniz burada bitiyor.
Muhtemelen de akşamı ettiniz.

Önünüz de koca bir akşam yahut koca bir gece var.
Kafanız da ki temel soru da muhtemelen şudur:
Şimdi ne yapacağız.

Benim naçizane önerim şunlar olabilir.
Çiçek pasajına girip, rakı-balık yapabilirsiniz.
Ya da Nevizade’ye gidip, insan gulgulesinin içinde keyifle biralarınızı tokuşturabilirsİniz.
Veya Tünel’in tam karşısındaki Tünel Pasajı’nda, kahve türü bir şeyler içebilir, Yeşilçam Sokağı’nda ki barlara takılabilirsiniz.

Ya birader çok seçenek var, kafamız karıştı, sen tek bişey tavsiye et bari, yazının başından beri bir yığın şey tavsiye ettin, o çene birşeyler daha söyler derseniz;
hiçbirine gitmeyin, direk otele gidin derim ben.

Selametle… :)))

Reklamlar